20 Kasım 2008 Perşembe

Bugün Sivas katliamı sanıklarını mutlu edecek ne yaptın?


1993'te Sivas Madımak Oteli'nde 37 kişiyi yakarak öldüren ve izleyen , gönüllü avukatlığını dönemin adalet bakanı Şevket Kazan'ın yaptığı sanıkların akıbetini merak edenlerimiz çok. Aralarından 7 tanesi kayıp ve o 7' liden birninin hal-i pürmelali(!) :İhsan Çakmak, o vakitten beri askere gitmiş, evlenmiş, ehliyet almış, sigortalı olarak çalışmış.
Yani emniyet güçlerinin ve jandarmanın her şartta takip etmesini kolaylaştıracak şekilde birçok kez resmen kayıt altına girmiş. En sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi metrosunda gişe memuru olarak çalışırken yakalanmış.
Kalabalık bir mitingde slogan atan heyecanlı bir genci , aynı akşam eliyle koymuş gibi bulan emniyet birimleri malum şahsın adli sicil kaydı gerektiren işlemlerinden sonra dahi harekete geçememiş, ta ki İBB metrosunda ücretli sigortalı iş bulup davası zamanaşımı süresine girene kadar. 14 yıl boyunca.

6 Kasım 2008 Perşembe

Yıl 2008 : Bir hukuk biyopsisi

2008 'de neredeyse bir-iki ay içinde meydana gelen, bir yerlere not almak gereken haberler.
Türkiye'nin hukukî vaziyetine dair net bir manzara...
Aktütün
"Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, Taraf gazetesinin 14 Ekim tarihinde yayınlanan Aktütün baskınıyla ilgili haberine yayın yasağı getirdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, 'Taraf Gazetesi’nde 14 Ekim 2008 tarihinde yayınlanan ve bilahare diğer basın yayın organları tarafından da kaynak gösterilerek kamuoyuna aktarılan ve esasen çarpıtılmış ve doğrulatılmamış bilgilerle habere esas yapılan askeri sır niteliğindeki gizli bilgi ve belgelerin asker şahıslarca temin edilip basın yayın organlarına sızdırılması olayı hakkında yapılan soruşturma' ile ilgili olarak 'yayın yapma yasağı' kararı aldı. "
DTP'lileri öldürmek...
"‘Her şehit için DTP’li öldürülmeli’ denilen köşe yazısını ‘fikir özgürlüğü’ olarak değerlendiren Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararını mahkeme ‘isabetli’ buldu. Bolu 2. Komando Tugayı’nda vatani görevini yapan 13 askerin 7 Ekim 2007’de şehit düşmesinin ardından Bolu Express gazetesindeki köşesinde 'Türk, işte karşında düşmanın' başlıklı bir yazı kaleme alan I.E., terörle mücadeleyi anlattı. I.E., yazısının devamında DTP milletvekillerinin, DTP yöneticilerinin ve DTP’li belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıraladı. I.E., yazısında şu ifadelere yer verdi:'Yüce Türk Ulusu, işte karşında düşmanın. PKK bölücü terör örgütüdür onun mensupları da vatan hainidir’ demedikten sonra bunların topu Türk düşmanı olarak bundan sonra ‘sivil yurtsever’ unsurların hedefi olacaktır. Kahpece pusu kuran, dağdaki teröristin peşinde koşmaktansa üç-beş mikrobu temizleyip bundan sonra ‘Bir bizden beş sizden tamam mı, devam mı?’ demek gerekir. Bunu yapacak ve diyebilecek yurtsever unsurlar da çıkar elbet. Toplumun arzusu, yoğun olarak bu yöndedir. Bundan böyle şehit edilen her güvenlik görevlisine karşın, bunlardan birinin aynı kaderi paylaması toplumun çoğunluğunun isteği haline gelmiştir. Artık kangren olmuş uzuv veya uzuvların kesilip atılma zamanı gelip geçmiştir.'” ; "Savcılık, soruşturma da sonunda yazıyı hukuka uygun bularak takipsizlik kararı verdi. Kararda, yazının düşünce özgürlüğü kapsamında olduğu vurgulandı."
Engin Çeber
"İstanbul’da dergi dağıtırken gözaltına alındıktan sonra Metris Cezaevi’nde gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Engin Çeber’in ölümüne ilişkin yayın yasağı konuldu.Engin Çeber’in ölümü ile ilgili soruşturmayı yürüten Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya ilişkin yayın yasağı getirilmesi için nöbetçi mahkemeye başvurdu. Başvuruyu değerlendiren Bakırköy nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi, talebi kabul ederek Basın Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca soruşturmada “yayın yasağı” konulmasına karar verdi. "
Hüseyin Üzmez
"Bursa'nın Mudanya İlçesi'nde 14 yaşındaki B.Ç.'ye ‘cinsel istismarda bulunduğu’ iddiasıyla tutuklanan ve hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istenen Vakit Gazetesi yazarı 76 yaşındaki Hüseyin Üzmez, Bursa 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün yapılan ikinci duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Adli Tıp'ta işlemler çok hızlı tamamlandı. İstanbul Adli Tıp Kurumu'na çağrılan B.Ç. muayene edildi ve rapor 40 gün içinde tamamlanıp mahkemeye ulaştırıldı.
Yapılan kontrolde, ilk duruşmaya 2 pedagog eşliğinde gelen, yargılama öncesi sürekli sakinleştirilen, duruşmada ise sürekli ağlayan B.Ç.'ye Adli Tıp uzmanları tarafından ‘Yaşananlardan dolayı beden ve ruh sağlığı bozulmadığı’ yönünde rapor verildi."
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10224482.asp?gid=229&sz=46569

11 Ekim 2008 Cumartesi

İstediği gemiye yol gösteren deniz feneri

Kayda geçelim...
Almanya’daki Deniz Feneri e.V yöneticileri Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş, Avrupalı Türklerin yardım amacıyla bağışladığı 41 milyon avronun 18 milyonunu amaç dışı kullanmak, suçundan tutuklandı. Alman savcı iddianamesinde şunu belirtmişti : "Sanıklar hesaptan yüksek miktarda para çekiyordu. Bazı şirketlere ortak olunmuştu. Paraların bir bölümü kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye gönderiliyordu. Yaklaşık 18 milyon avro bu yolla kullanıldı" diğer taraftan sanık Firdevsi Ermiş bütün işlerin başında, Türkiye’deki Kanal 7 yöneticileri Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Harun Kapuyoldaş’ın olduğunu öne sürdü. Ermiş, RTÜK Başkanı Zahit Akman’ın da RTÜK Başkanlığı’na geldikten sonra Almanya’daki şirketlerde olan hisselerini resmen devrettiğini ancak fiilen ortaklığının devam ettiğini, zaman zaman da kuryelik yaptığını söyledi."

Tesadüf...
Soruşturma ekibinin başındaki Başkomiser Alexander Böhm’ün bir tespiti: Deniz Feneri e.V ve Kanal 7 Avrupa’nın emlak işleri Weiss (Beyaz) GmbH firması tarafından yürütülüyordu. Weiss, Türkçe’de ‘Ak veya beyaz’ anlamına geliyor. Ben burada bir imada bulunmak istemiyorum. Bu sadece tesadüf de olabilir."

İlişki...
İddianame şunu da diyor: "02.02.05 tarihli ‘Empfangsbestitigung 2’ olarak nitelendirilen alındı belgesinde herhangi bir meblağ yazılı olmamasına rağmen Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş’ten parayı, Türkiye Başbakanı’na, (2003 yılından bu yana Recep Tayyip Erdoğan) Doğu Asya’daki tsunamiden zarar görmüş, yardıma muhtaçlara dağıtması için vermek üzere aldığını tasdik etmiş. Bu konu, sanık Ermiş’ in yedinci kez ifadesi alınırken sorulmuş ve doğruluğu tasdik edilmiştir.”
Sonuç...
Almanya Deniz Feneri derneğindeki yolsuzlukla ilgili karara göre : Ddolandırıcılık suçlamasıyla sanıklar Mehmet Gürhan 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan 2 yıl 9 ay hapis ve tutukluluk halinin kaldırılması, Firdevsi Ermiş ise 1 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.


Bu arada yukarıdaki fotoğraf sanık Mehmet Gürhan'la, Başbakan'a ait. Bir zamanlar tanışıklarken.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=898145&Date=11.09.2008&CategoryID=77

22 Eylül 2008 Pazartesi

RETROSPEKTİF : Turgut Özal / 1

"Satarız efendim , satarız"
Turgut Özal... "Birşeylerine kızıyorduk ama neye" der gibiyim sanki.
1983 seçimlerinde TRT'de nasıl konuşmuştu? Boğaz Köprüsü'nü satmaktan bahsediyordu. Şu sıralar "ülkemi pazarlamakla mükellefim" lafının iticiliğine öfkelenirken, bugünleri çoktan müjdeleyen bir haberdi bu. "Satarız efendim,satarız" diyordu Özal.
"Star 1"
Turgut Özal, 1990'da ABD gezisi sırasında devletten başka hiçbir kurumun televizyon kuramayacağını ama bir kanal kiralayanların Türkiye'de yayın yapabileceğini söyler 8.Cumhurbaşkanı olarak. Bir iki iş adamı ellerinde biriktirdikleri paraları ile"kiralanacak kanal" ararmışçasına kısa sürede bu "aklı alarak" hemen televizyonunu kurar. Adı "Macig box" (sihirli kutu) olur. Kurucuları ise Cem Uzan ve Ahmet Özal'dır. Okuyanları aptal yerine koymayalım ve sebep sonuç ilişkisini kurmayı kendilerine bırakalım.
"1 koyup 3 alırız"
Her ne kadar böyle bir söz sarf etmediği iddia edilse de bu sözün arkasındaki itki Birinci Körfez Savaşı'na (1991) Turgut Özal'ın Türkiye'yi de sokmak istemesiydi. Böylelikle Musul veya Kerkük'te savunmasız kalan petrol yataklarını Irak' işgal eden güçlerden biri olarak ele geçirebilirdi Türkiye. Savaşa girmemiş olmanın kazancını bugün Irak sokaklarında patlayan canlı bombalardan, patlayıcı yüklü araçlardan, İslamî terör örgütlerinin sivilleri katletmek suretiyle verdikleri gözdağından anlayabiliyor olsak da halihazırda savaştan nemalanmak istemenin vicdanımızda yaratacağı huzursuzluğa öncelikle dikkat çekmek gerekir.
Sonra yine bu retrospektife döneriz. Şimdilik hatırlamak kâfi.
"Benim memurum işini bilir, anayasayı bir kere delmekle birşey olmaz, onu küçük Turgut'a anlatın " gibi vecizleri bilmez değiliz.

24 Ağustos 2008 Pazar

Kaz Dağları'nı savunan çevrecilerin daniskaları unutmasın

Hemen işleyelim deftere. 21.08.2008 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan Rize'de hidroelektrik santrallerinin yapımına karşı çıkan çevrecilere "Ben çevrecinin daniskasıyım. Asıl çevreci benim" diye haykırmış. Asıl çevreci benim derken, önüne baraj kurduğu "değer" hidroelektrik ve nükleer santraller. Yeşilci Başbakanın kabinesindeki bir başka çevreciye dikkat çekelim yeri gelmişken. Hatta altını iki kere çizelim bu ismin : Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler.
Nereden hatırlayalım kendisini?
Kaz Dağları'ndan.
Altın çıkarmak isteyen firmalara ruhsat vermekte beis görmezken, aynı zamanda çevrecilerin protestolarını "Ülkemizin altın zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynaklı grupların etkinliği" olarak değerlendirip zımni bir "hıyanet" göndermesi yapıyor sanki . Ancak Güler'in o tarihlerde dış kaynaklı Global Madencilik'in yüzyıllardır ayakta duran ardıç ağaçlarını çoktan yok ettiğinden bahsedesi tutmuyor.

22 Ağustos 2008 Cuma

Filikada ölen üç işçi

Hafızalarımıza,en yakın tarihli "unutulmaması gereken" olayı kazıyarak söze girelim. Bir filika içinde canlı insanlar olduğu halde denize indiriliyor. Filika ters dönüyor. 12 kişi zor kurtuluyor. 3 kişi boğuluyor. Aslında kum torbası ile bu denemenin yapılması gerektiğini söyleyenlere tersane kurucusu Mehmet Oyar “Kum torbası falan bilmiyorum, denemede kum torbası olmaz” diyor. Eğer 3 kişi ölmeseydi 19 kişilik filika denize açıldıktan sonra üstündeki herkesin ölebileceğine dikkat çekiyor. Bu ilginç muhasebede birilerinin canının birileri için kum torbası niyetine feda olduğunu anlıyoruz.
Bu soğukkanlı profesyonel beyefendi insansıfsız değilim demeye çalışırken “Günlerce ağladım. Onlar benim evladımdı. Yanımda çalışanların hepsi evladımdır. Ben tersaneye gittiğim zaman onlarla birlikte yemek yerdim" diyor. Çok az evlat olsa gerek bu muameleye tâbi.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=894412&Date=19.08.2008&CategoryID=97

Hatırlamıyorsun

İlk günler şaşırıyorsun, sonra kafanda bir kaç detay kalıyor, sonra bir söz, sonra sadece suratlar.
Hatırlamıyorsun.Tarihler,olaylar,kişiler,isimler,sözler geçip gitmiş. Kendi kendime not alıyorum buraya.
Sıkıldıkça göz at, kanıt aradıkça oku...