7 Ocak 2010 Perşembe

Nur Birgen




Adli tıp, sanırım tıbbın özgürlük ya da mahkumiyet bahşedebilen tek dalı. Siyasetle, adaletle, güç odaklarıyla iç içe geçebilen tek tıbbî saha. Ve bu sahanın uzun müddet adı bilinmemiş ancak Güler Zere raporuyla gündeme gelen bir ismini unutmamak gerekiyor: Nur Birgen

İlerlemiş aşamada kanser hastası Güler Zere'nin tedavisinin hapisanede sürdürebileceğine (yani mahkumiyetinin devamına) ilişkin raporu imzalayan (görüş bildiren) Birgen'in bu kararının objektif olmadığı iddia edilmiş ve arşivler açılmıştı. O arşivler şu gerçekleri gösterdi:

  • Başkanlığını Uz. Dr. Nur Birgen'in yaptığı 3. Adli Tıp İhtisas KuruluErgenekon tutuklusu İbrahim Şahin'in Susurluk davasında aldığı 6 yıl hapis cezasını tamamlamadan 2003'te salıverilmesinin yolunu açan 'sürekli sağlık sorunları var' (hafıza problemi) raporunu vermişti. Aynı yıl kurulun o dönemki üyelerine İstanbul Tabip Odası (İTO) Onur Kurulu tarafından cezaevindeki Korsakoff hastası hükümlülere çelişkili rapor verdikleri iddiasıyla geçici süreyle meslekten men cezası verilmişti. Dr. Birgen hakkında, 1995'te Adli Tıp şube müdürü olarak görev yaptığı sırada işkence gören 7 kişiye sağlam raporu verdiği gerekçesiyle de İTO Onur Kurulu'nca 6 ay meslekten men cezası verilmişti.

  • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, JİTEM'in kurucularından olduğu iddia edilen Arif Doğan'ı 11 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye etti. Tahliye kararında Doğan'ın avukatının talebi üzerine 5 Haziran 2009'da Adli Tıp Kurumu'na sevk edildiği belirtildi. Mahkeme kararında Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'nun verdiği raporda ise sağlık gerekçesiyle tahliyesine karar verilmesi yönünde görüş bildirildiği kaydedildi. Doğan'ın dosyası, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nda adli tıp uzmanları Nur Birgen, A. Sadi Çağdır, Koray Kaptanoğlu ile doktorlar tarafından incelendi. Uzmanların hazırladığı 5 sayfalık raporda, doktorların muayenesi sırasında 'Çöker misiniz?' denmesi üzerine Doğan'ın ağladığı belirtildi.
    Doğan'ın 'utandığını, yattığı hastanenin adını bilmediğini, unutkanlığının çok olduğunu, ölmek istediğini, ancak torunları için yaşamak istediğini, 1998'de emekli olduğunu, öncesinde de dağlarda çalıştığını' anlattığı aktarıldı. Doktorlar, bu durumu ajite depresyon olarak değerlendirdi. Raporun sonuç bölümünde Doğan'ın ileri derecede kalp yetmezliği olduğu belirtildi. Devamında da hastane şartlarında yatırmanın da takibinin uygun bulunduğu bu karara da oy birliği ile ulaşıldığı anlatıldı.

  • Bir diğer garip bilgi de şu: İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslar arası Af Örgütü (UAÖ) ve Birleşmiş Milletler Özel Raportörü'nün raporlarında Birgen'in adı "işkence karşısında kötü hekim tutumlarına örnek" olarak geçiyor."Ölüm orucu sonrasında Wernicke Korsakoff sendromuna yakalandığı için tahliye edilen 16 tutuklu ve hükümlü için "cezaevinde yaşamını sürdürebilir" raporunun altında da Birgen'in imzası var.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2745

http://bianet.org/bianet/insan-haklari/115962-doktor-nur-birgenin-raporlari

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Ali Suat Ertosun




Cumhuriyet tarihinin en sarsıcı davası "Ergenekon" üzerindeki tüm tartışmalarla devam ederken peşisıra akıl almaz detayları da gözümüzün önüne seriyor. Tabii iddialar, yorumlar, intiba düzeyinde fikirler, kuvvetli şüpheler yorum alemimize yön veriyor. Henüz yere inmeyen ve inmeyeceği de belli olan toz bulutunun arasından bu defa Ali Suat Ertosun ismi parlıyor. Şu tarih itibariyle Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi olan Ertosun'un ismini tekrar duymamızın sebebi Adli Yargı Unvanlı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları Hakkında Kararname dolayısıyla yerlerinin değiştirilmesi gündeme gelen Ergenekon savcılarının (başta Zekeriya Öz) ve Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetleri araştıran Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ergün Tokgöz’ün durumu. Tam da HSYK ve AKP hükümeti arasında süren gerilim devam ederken Ertosun'un Ergenekon sanıklarından Engün Aydın'la görüştüğünü ispatlayan fotoğrafın basında yer alması üzerine kafalardaki şüpheler yeni bir hale büründü. Ve gecikmeksizin arşivler açıldı ve Ali Suat Ertosun'un devlet nişanıyla onurlandırılmış özgeçmişi yayınlandı. Kendisini en berrak haliyle herkes 1998’de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne atandıktan sonra bir şekilde ismiyle anılan olaylarla hatırlıyor. F tipi cezaevleri ve ölen 32 Mahkum 2002 'de 32 mahkumun ölümüyle sonuçlanan ve F tipi cezaevlerine geçişe yönelik olarak düzenlenen operasyon onun döneminde olmuştu. Ancak bundan daha önemli olan ve işkil hislerini ayağa kaldıran ise Sabancı suikasti faillerinden Mustafa Duyar'ın Karagümrük çetesi lideri Nuri ve Vedat Ergin Kardeşler tarafından öldürüldüğü iddiasıydı. Duyar'ın öldürülmesinden önce Ergin Kardeşlerin bu cezaevine nakli ve bir süre sonra Duyar'ın öldürülmesi dikkatleri çekmişti. Sonra Ergin kardeşler Uşak cezaevine nakledildiler. Daha sonra aynı cezaevine Ergin Kardeşlerin "düşmanı" olarak bilinen Alaattin Çakıcı'nın da alınmasıyla Ergin Kardeşler kısa sürede bir isyan çıkardılar. İsyan sırasında kameralara yansıyan bir görüntüde Nuri Ergin "Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü’ diye bağırırken , kardeşi Vedat ise " Veli Küçük’ü arayın; beni sorun. Başka da bir şey demiyorum.’" diyordu.

Can Dündar 'ı engelleyen isim mi?

1999'da Can Dündar , Mustafa Duyar'la bir röportaj için Afyon Cezaevine gitmek durumundadır. Bakanlıktan izin çıkar ancak mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle röportaj engellenir. Halbuki Mustafa Duyar itirafçı olmak istediğini önceden söylemiştir ve Dündar'ın bununla bağlantılı bazı soruları olacaktır. Ancak Dündar'ın ifadelerine göre Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdüründen izin çıkmaz.

Ödüllerle taltif edilmiş bir meslek yaşamı

Cemil Çiçek tarafından yüksek yargıya atanan ve F tipi cezaevlerine geçişteki katkıları dolayısıyla yine Çiçek tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası , Meclis Başkanlığı sırasında Bülent Arınç tarafından Devlet Üstün Hizmet Beratı ile onurlandırılan Ertosun hakkında bilinenleri not almış olduk.Ertosun'un savunması Bu tartışmaların üzerine Ali Suat Ertosun Nuri ve Vedat Ergün'in kendi döneminde Uşak Cezaevine nakledilmediğini belirterek daha sonra gazetelere gönderdiği bir belgeyle Can Dündar'a cevap veriyor: "Mustafa Duyar'ın Can Dündar ile yapacağı röportaj karşılığında elimizde bir dilekçesi var. Diyor ki, 'Televizyon programı yapımcısı Can Dündar'ın benimle yapmak istediği röportaj talebini kabul ediyorum. Benim için sakınca mevcut değil. Ancak bilgi sahibi olmaları açısından, bu röportaj karşılığında uygun bir miktar ücret talep edeceğimi kendilerine bildirilmesini arz ederim'. Bu dilekçenin tarihi 08.01.1999. (...) sanıkların muhatapları ilgili hakim ve cumhuriyet savcılarıdır. Prensip olarak, sanıkların, davası sürenlerin gazetecilere konuşmasına karşıyım. O dönemki bakanımız bunu uygun görmüştür. Etik olmadığı için kabul etmedik.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12108576.asp
http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/07/31/iste.mustafa.duyarin.dundara.cevabi/537354.0/index.html
http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=10256
http://www.candundar.com.tr/index.php?kelime=mustafa+duyar&qmod=0&bas%5B0%5D=1&bas%5B1%5D=1&bas%5B2%5D=1&limitk=25&ord=0&tarih=1991-00-00%7C2010-10-21&yer=&limit=0&Did=10163
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=&ArticleID=947383
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=967644&Date=05.12.2009&CategoryID=77
http://www.milliyet.com.tr/-intikam-icin-yasiyorum--/yasam/haberdetayarsiv/23.01.2010/1146809/default.htm?ver=86
http://www.milliyet.com.tr/nuri-ergin-den-mektup-var/can-dundar/guncel/yazardetayarsiv/23.01.2010/1129037/default.htm?ver=06
http://www.milliyet.com.tr/nuri-ergin-den-mektup-/turkiye/sondakikaarsiv/23.01.2010/1121663/default.htm?ver=12
http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=18.07.2009&c=1&i=199031

2 Temmuz 2009 Perşembe

"Yargıya bırakmam intihar ederim"


Deniz Baykal'ın 12 Eylül darbesini yapanların yargılanması ve bunun için hukukî sürecin başlatılması gerektiğini ifade etmesi üzerine, Hürriyet Gazetesi'nden Ertuğrul Özkök 12 Eylül'ün komutanı Kenan Evren'le telefonda konuşmuş. 12 Eylül'de bir çok karara imza atarken kullandığı ellerinin hiç titremediğini söyleyen Evren, "yargılamak" sözünü hiç ummadığı kişilerden bile duyunca telaşlanmış.
"Eğer halk 'evet yargılansın’ derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim."

12 Eylül'ün tüm merhumları ve mağdurları için...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11946281.asp?&hid=11946628

24 Şubat 2009 Salı

Mehmet Ali Şahin


Adalet ve Kalkınma Partisi’nin vitrinindeki isimlerden biridir Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin. Yanılmıyorsak 1994'te Refah Partisi’ndenİstanbul’da Fatih Belediye Başkanı olmuşluğu da var . Sık sık demeç verir, adını duyurur, ismi çokça geçer basında. Mesela yakın tarihten uzağa birkaç sözünü hatırlayalım:

İhaleye fesat karıştırma, tehdit, adam yaralama, yağma suçundan tutuklanmış belediye başkanı hakkındaki fikirlerini belirtirken:
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, vekalet verdiği ortaya çıkan yolsuzluktan tutuklanan Akfırat Belediye eski Başkanı Hilmi Yıldız’ın “tanıdığı kadarıyla çalışkan ve dürüst birisi” olduğu söyledi. Bahis konusu belediye başkanı dürüst, yetenekli, çalışkan bir belediye başkanı olarak, daha önceden tanıdığım bir arkadaşımdır. Akfırat’ta da ondan başkasını tanımam” dedi.
24.02.2009
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=923238&Date=24.02.2009&CategoryID=77

Bizle zıtlaşan belediye projesini bize kabul ettiremez, sözüyle “adaleti” tezahür ettirirken:
Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa bizim sorunlarımız daha çok çözülür.”
23.02.2009
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=923059

Bir ucu Türkiye’ye dayanan Almanya’daki Deniz Feneri davasıyla alâkalı “bana ne ya” diyerek konuya olan ilgisini gösterirken:
“Almanya’da dernek yöneticileri suiistimal yapmış. 'Bunun nedeni sizsiniz’ deniyor. Bana ne yav. Bana ne Almanya’daki bir derneğin, Alman kanunlarına göre kurulmuş bir derneğin yöneticileri yanlış yapmışlarsa, yargılanmışlarsa benim iktidarımdan buna ne?"
01.10.2008
http://haber.vatanim.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=201364&Categoryid=9

Sağ salim evine kavuşmuş rehin erlerin, esaretten kurtulmalarından dolayı keyfi kaçarken:
Hakkari Dağlıca'daki 12 askerin şehit edildiği PKK saldırısında esir edilen sekiz askerin serbest bırakılmasına Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'den ilginç bir yorum geldi: "Sekiz askerin terör örgütünün eline geçmesinden üzüntü duydum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu bu duruma düşmemeliydi. Kurtulmuş olmalarından fazla sevinç duymadım."
5.11.2007
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=237924

13 Şubat 2009 Cuma

Filler ve çimenler

Şu güne kadar ülkenin tarihine ne şekilde geçeceği kestirilemeyen Ergenekon davasına bu sayfalarda değinmek gereksizdi. Zira her gün ve neredeyse her saat binlerce haber farklı kanaldan önümüze yığılıyor ve zayıf belleklerimize rağmen kolay unutulacak gibi görünmüyor. Bu kadar bilgi kafaları karıştırsa da pekiştirilmiş olduğundan unutulmaz sanırım.
Ancak arada bulmacanın bir kaç karesi içine yazılıp geçilmiş ama şifreli kelimenin önemli harflerine sahip başka kelimeler var.
Mukaddes Eruygur, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan, daha sonra sağlık sebepleri dolayısıyla tahliye edilerek hastaneye kaldırılan Emekli Orgeneral, Jandarma Genel Komutanı (ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı) Şener Eruygur'un eşi. 10 Şubat 2009 tarihinde Zaman ve Star gazetelerinde yayınlanan bir ses kaydına göre GATA Beyin Cerrahisi Servis Şefi Kıdemli Albay Nusret Demircan'la aralarında şu diyaloglar geçiyor:
Nusret Demircan: Siz avukatla görüşün.
Mukaddes Eruygur: Ama bizim avukat beni dinlemiyor ya da ben anlamadım.
Nusret Demircan: Evet, görüşecekti o? Şimdi biz bu işin yatarak şeyini tam olarak çözemedik. O yüzden hastanede şu anda yatıyor gözükecek. Yine tedavisi devam edecek. Yine canı istediği zaman gidecek, yatış yapılacak, bir şey olursa burada olacak, bizim amacımız oydu... En son yorumu son durum olarak biz ne yapalım? Burada mı tutalım, haftalık mı yapalım, aylık, iki ayda bir ya da ayda bir 3-5 doktora müşahade yapıp... Ya da anında taburcu verebilirim. (...) buradan çıktığınız anda tekrar aynı şeyleri yaşayacağınız korkusu var.Burayı daha emniyetli daha şey buluyorum.
Ve aynı ses kayıtlarında yine Mukaddes Eruygur'a ait olduğu iddia edilen bir başka vahamet :
"Şimdu bu Zekeriya Öz 13. Mahkemede. İtirazlarımızı bunlar kapatıyor. 12. Ve 14. Mahkemeler bizdenmiş. Ankara Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu hazırız biz dediler. Teşekkür ettik herkese ama bir ceza profesörü, anayasa profesörü birisi ceza profesörü. Sinan Aygün nasıl çıktı dedim. Sinan Aygün'ün yanında Hisarcıklıoğlu vardı dedi. Sizin arkanız nerde arkanız dedi bana."
Mukaddes Eruygur'un, bir iddia olarak değerlendirilen bu sözleri sahiplendiğini belirtelim. http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=179045
Tüm bunlardan bazı devlet ricalinin kendine göre resmi kayıtları şekilllendirebileceğine, yargıyı, adalet sistemini kendi aralarında üleştirebileceklerine dair bir kanıt elde edip etmediğimizi bilemiyoruz. Ama başta belirttiğim üzere unutulmamak üzere kayda geçirilmesi gerektiği de şüphe götürmez bir gerçek olsa gerek.

2 Ocak 2009 Cuma

Öfkeyle bakan gözlerimiz söylesin : Kaç Ermeni dostumuz oldu?


Aşağı yukarı üç haftadır Cumhuriyet'imizin Ermenilerle, dolayısıyla zenofobiyle olan imtihanını izliyoruz. Çoğumuzun zihinlerinde silinmesi zor bir iz bırakmış olduğuna emin olduğum bir nefretle karşı karşıyayız. Açıkça söylemeliyim: Ermenileri bu ülkede seven çok az insan var. Ya da tersinden izah edeyim, Ermenilerden nefret edenlerin sayısı , yazsanız , bir kağıda sığmaz. Bunu böyle ifade etmemin sebebi , bir etnik kökenin kin ve nefret hislerinin hedefine hiçbir zaman geçmemesinin gerekliliği. Bu bir mecburiyet. Öyleyse sıradan boş bir kağıttan taşacak kadar uzun bir liste oluşturabilecek durumdaysak vahim bir halin içinde dolandığımızı da bilmeliyiz.
Herşey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir grup entelektüelin (ki akademisyen, gazeteci ve sanatçılardan müteşekkil) "Özür diliyoruz" diyerek duyurduğu bir kampanyayla başladı. Tamamen kendilerinden sorumlu olan bu insanlar, "1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum" diyordu. Beklenildiği gibi, eyleme tepki bilindik, umulan, göreni şaşırtmayan büyük bir kitleden, öfkeyle, geldi. İtirazların kahir ekseriyeti "özür diliyecek olan birileri varsa eğer , onlar Ermenilerdir" çukurunda birikti. İtiraz sahiplerinin milliyetçi, muhafazakâr kimlikleri ve bu cenahın gücünü "resmi ideoloji" olarak nitelendirilen perspektiften alması büyük bir ortak payda sağladı. Bu sebeple kampanyadan önce birbirlerine hakaret etmekte beis görmeyen farklı siyasî mecralar bir anda hamasî ve sakil nutuklarla mezcedilmiş bir üslupta birleşti.

En net ve belirleyici iki tavrı alıntılayalım:
"Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok" Recep Tayyip Erdoğan /Başbakan
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=913131&Date=18.12.2008&CategoryID=77
“Buna imza atan ve kendisini sözde aydın sanan isimler, Türkiye’den özür dilemelidir. Bu aymazlık değilse, vatan hainliğidir. Biz de bir bildiri yayınlayarak bunu kınayalım. Cumhurbaşkanı’nın bu kampanyayı desteklediği görülüyor. Abdullah Gül, cumhurun, yani Türk milletinin cumhurbaşkanlığını yapsın, etnik kökeninin değil. Cumhurbaşkanı’nın anne tarafından etnik kökenini araştırın görürsünüz” Canan Arıtman/ CHP İzmir Milletvekili http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Tahrik_gucu_yuksek_sozler_213974_1&Newsid=213974
http://www.samanyoluhaber.com/haber-130020.html
Ama söz konusu kampanyadan bir kaç hafta önce Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün (ki kendisi Cumhurbaşkanlığı için düşünülen isimler arasındaydı) Brüksel'de ""Şimdi, ulus oluşturma sürecinde en önemli adım mübadele olmuştur.Düşünün, Ege'de Rumlar devam etseydi veya Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba böyle milli bir devlet olabilir miydik?" sözlerine haklılığı kendinden menkul kesimin sessiz kalması, iddialarının gücünü tarihi gerçeklerden değil nefretlerinden aldığını çoktan göstermişti aslında.
Sıradan bir fikir beyanına garezle gösterilen bu tepkinin benzerine rastlamak zor. Hatırdan çıkarılması imkansız bu vakanın hakkımızda bize gösterdiği gerçek ise tahammül edilebilir bir dert değil.

20 Kasım 2008 Perşembe

Bugün Sivas katliamı sanıklarını mutlu edecek ne yaptın?


1993'te Sivas Madımak Oteli'nde 37 kişiyi yakarak öldüren ve izleyen , gönüllü avukatlığını dönemin adalet bakanı Şevket Kazan'ın yaptığı sanıkların akıbetini merak edenlerimiz çok. Aralarından 7 tanesi kayıp ve o 7' liden birninin hal-i pürmelali(!) :İhsan Çakmak, o vakitten beri askere gitmiş, evlenmiş, ehliyet almış, sigortalı olarak çalışmış.
Yani emniyet güçlerinin ve jandarmanın her şartta takip etmesini kolaylaştıracak şekilde birçok kez resmen kayıt altına girmiş. En sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi metrosunda gişe memuru olarak çalışırken yakalanmış.
Kalabalık bir mitingde slogan atan heyecanlı bir genci , aynı akşam eliyle koymuş gibi bulan emniyet birimleri malum şahsın adli sicil kaydı gerektiren işlemlerinden sonra dahi harekete geçememiş, ta ki İBB metrosunda ücretli sigortalı iş bulup davası zamanaşımı süresine girene kadar. 14 yıl boyunca.