
Aşağı yukarı üç haftadır Cumhuriyet'imizin Ermenilerle, dolayısıyla zenofobiyle olan imtihanını izliyoruz. Çoğumuzun zihinlerinde silinmesi zor bir iz bırakmış olduğuna emin olduğum bir nefretle karşı karşıyayız. Açıkça söylemeliyim: Ermenileri bu ülkede seven çok az insan var. Ya da tersinden izah edeyim, Ermenilerden nefret edenlerin sayısı , yazsanız , bir kağıda sığmaz. Bunu böyle ifade etmemin sebebi , bir etnik kökenin kin ve nefret hislerinin hedefine hiçbir zaman geçmemesinin gerekliliği. Bu bir mecburiyet. Öyleyse sıradan boş bir kağıttan taşacak kadar uzun bir liste oluşturabilecek durumdaysak vahim bir halin içinde dolandığımızı da bilmeliyiz.
Herşey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir grup entelektüelin (ki akademisyen, gazeteci ve sanatçılardan müteşekkil) "Özür diliyoruz" diyerek duyurduğu bir kampanyayla başladı. Tamamen kendilerinden sorumlu olan bu insanlar, "1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum" diyordu. Beklenildiği gibi, eyleme tepki bilindik, umulan, göreni şaşırtmayan büyük bir kitleden, öfkeyle, geldi. İtirazların kahir ekseriyeti "özür diliyecek olan birileri varsa eğer , onlar Ermenilerdir" çukurunda birikti. İtiraz sahiplerinin milliyetçi, muhafazakâr kimlikleri ve bu cenahın gücünü "resmi ideoloji" olarak nitelendirilen perspektiften alması büyük bir ortak payda sağladı. Bu sebeple kampanyadan önce birbirlerine hakaret etmekte beis görmeyen farklı siyasî mecralar bir anda hamasî ve sakil nutuklarla mezcedilmiş bir üslupta birleşti.
En net ve belirleyici iki tavrı alıntılayalım:
"Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok" Recep Tayyip Erdoğan /Başbakan
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=913131&Date=18.12.2008&CategoryID=77
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=913131&Date=18.12.2008&CategoryID=77
“Buna imza atan ve kendisini sözde aydın sanan isimler, Türkiye’den özür dilemelidir. Bu aymazlık değilse, vatan hainliğidir. Biz de bir bildiri yayınlayarak bunu kınayalım. Cumhurbaşkanı’nın bu kampanyayı desteklediği görülüyor. Abdullah Gül, cumhurun, yani Türk milletinin cumhurbaşkanlığını yapsın, etnik kökeninin değil. Cumhurbaşkanı’nın anne tarafından etnik kökenini araştırın görürsünüz” Canan Arıtman/ CHP İzmir Milletvekili http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Tahrik_gucu_yuksek_sozler_213974_1&Newsid=213974
http://www.samanyoluhaber.com/haber-130020.html
http://www.samanyoluhaber.com/haber-130020.html
Ama söz konusu kampanyadan bir kaç hafta önce Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün (ki kendisi Cumhurbaşkanlığı için düşünülen isimler arasındaydı) Brüksel'de ""Şimdi, ulus oluşturma sürecinde en önemli adım mübadele olmuştur.Düşünün, Ege'de Rumlar devam etseydi veya Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba böyle milli bir devlet olabilir miydik?" sözlerine haklılığı kendinden menkul kesimin sessiz kalması, iddialarının gücünü tarihi gerçeklerden değil nefretlerinden aldığını çoktan göstermişti aslında.
Sıradan bir fikir beyanına garezle gösterilen bu tepkinin benzerine rastlamak zor. Hatırdan çıkarılması imkansız bu vakanın hakkımızda bize gösterdiği gerçek ise tahammül edilebilir bir dert değil.